Ah Teslimiyet

avatar

Birgün Babamızın Resmi de Ölür

25/9/2009, 16:56
Çoğumuz babamız henüz hayattayken onun yüzüne bir kere bile dikkatle bakmayız. Baba 'baba' sözcüğünü kullanmaya başladığımız günden itibaren sürekli karşımızda duran bir alışkanlıktır. Yıllarca babamızdan değil, bir alışkanlıktan bahsederiz: Annemize, "Babam bu gün neden gecikti?" diye sorarız; kardeşimize, "Babam yine su istiyor." der ve dertleniriz; bazen de,"Babama hangi yalanı uydursam," diye planlar kurarız kafamızda. Baba, her seferinde bize biraz uzak,biraz yabancı birisidir. Her gün elbiselerini giydirip sokaklara saldığımız o 'biraz' yabancının, zamanın karşısında an be an nasıl da eriyip gittiğini fark edemeyiz bile. Oysa ilkin ve hep onun elbiseleri yaşlanır, ilkin ve hep onun saçları ağarır,ve hep o öksürür.

Bizim, bir alışkanlığın perde gerisinden baktığımız o yüzde zaman, çizgilerden,girintilerden ve çıkıntılardan yeni bir yüz yapar, bunu da fark etmeyiz. İçimizden az buçuk dikkat kesilenler bilirler ki, baba, göz altlarındaki torbalarda yorgunluk biriktiren kederli göçmenidir evimizin.Bir an gelir, göz altlarındaki torbaların ağzını gözlerinin feriyle bağlayamaz olur artık. Bir an gelir,o iki bağcık da hiç ummadığımız bir vakitte, hiç ummadığımız bir yerde çözülüverir. Çözülüverir ve babamız, bizden sakladığı bütün yorgunluklarını orta yerde bırakıp, kasketinin altını terk eder.

Biliyor musunuz, babamız birgün ilk defa gerçekten ölür!.. Babamız birgün ilk defa gerçekten ölür ve biz ilk defa o gün anlarız, evimizde bir babamız olduğunu. O gün anlarız ki, aramızda dolaşan yalnızca alışkın olduğumuz bir gölge değildi; o gün anlarız ki artık annemizle anlaşarak kandıracağımız bir saflık, sessiz sedasız çekilip gitmiştir aramızdan; ve o gün anlarız ki 'baba'dan bize kalan, bir kelimeden çok öte, çok daha ağır bakiyedir. Şeceremizi bir arada tutan en kalın damar ansızın kopmuş, şimdiye kadar nasıl durduğunu düşünmediğimiz aile şemsiyemiz yağmur vurdukça su geçirmeye başlamıştır. Daha başka şeyler de olmuştur baba gidince:içimizdeki korku kaybolmuştur artık; sofranın baş köşesinde yaşlı, kocaman bir boşluk açılmıştır; akşam haberlerinde esirgenmeden savrulan bir küfür orta yerde sahipsiz kalmıştır; dahası, babayla beraber ilgi duymadığımız pek çok memleket haberi de sınırlarımızın ötesine göçmüştür.
Baba ölürken bize bir iyilik yapmış,üzerine dertlenilen bir ülkeyi de kendi gövdesiyle beraber ölmüştür...
Artık içimizden hiç kimsenin, babanın yerine baba olamayacağını, vaktin çıkıp çıkmadığını onun sesiyle soramayacağını anladığımızda, çaresiz bir şeyler yaparız: kendimizi babamızın hiç ölmediğine, şeceremizin hiç dağılmayacağına inandırmak için, onun en sevdiğimiz resmini büyülterek, annemizin ya da en büyük kardeşimizin odasındaki duvarın orta yerine konduruveririz.

Konduruveririz ve resme bakarken ilk defa babamızın yüzüyle yüzleşiriz. Böylelikle ilk kez, babamızın gözlerinde bir göç öncesinin alınganlığını görürüz; babamızın saçlarının fazlasıyla beyazlaşmış olduğunu görürüz, ilk kez görürüz ki,babamızın alnı yaşadığımız coğrafyanın kaderiyle aynıdır: Babamızın alnı,sanki savaştan hiç kurtulmamış bir cephe yerine benzetilmektedir; babamızın alnı,bizzat hayatın alnıdır!

Onu yeniden aramıza çağırmakla,onun yüzünü her gün görebileceğimiz bir yerde ağırlamakla, bir süreliğine de olsa,ölü babamızla ilk kez içtenlikle baba evlat haline geliriz. Konuk ettiğimiz insanlara anlatırız onu,onun kim olduğunu soran çocuklara; öyle ki, onun kim olduğunu sormayanlara içlendiğimiz bile olur. Duvarda,bir yanlarını yeni yeni hatırladığımız, çerçeve içinde bir babamız vardır artık... Ama mevsimler, gün gelir, babamızın duvardaki resmini de soldurmaya başlar. Babamızın göz altlarını tutan o incelmiş bağcıklar, bir kere daha unutkanlığımız tarafından kopmaya terk edilir. Aramızda heyecanla çağırdığımız sevgili ölümüzü yüzü, mahkum olduğu çerçeve içinde tekrardan bir gölgeye, tekrardan bir alışkanlığa dönüşür. Bir evden başka bir eve taşınırken, eşyalarımızın arasında can çekişir durur; yeni evimize uygun olup olmadığını düşünecek kadar uzaklaşır aramızdan. Nihâyet, yeni evlerimiz, bu yakışıksız yabancının resmini duvarları için uygunsuz bulmaya başlar. Yeni evlerimizin duvarları, su kenarlarını, tarlaları, yorgun işçi tulumlarını,bir memurun çantasını, bir askerin kaputunu, bir kasketin alınlığını ve bütün o eski alışkanlıkları kabul etmez olur artık. Birgün biz yine fark etmeden, duvardaki yerinden de devrilir babamız. Birgün babamız ikinci kez ölür!

Ali Ayçil
Related Posts with Thumbnails


EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu EkleBunu RSS Ekle Butonu

başa dön

avatar

Parmak izinde Allah yazısı

26/4/2009, 13:32

Polisler parmak izini dikkatli inceleyince gördüklerine inanamadılar. Arapça "Allah" yazısı çok net okunuyordu.
Şırnak Emniyet Müdürlüğü Olay Yeri İnceleme ekiplerinın aldıkları parmak izindeki Allah lafzı şaşırttı.
 

Parmak izi alınan şahısın kimliği bilinmiyor ancak Arapça "Allah" yazısı oldukça net bir şekilde görülüyor.

Alınan bu örnek Emniyet Müdürlüğü'nün duvarına asıldı. Yazıyı gören vatandaşlar şaşkınlığını gizleyemiyor.

İŞTE O PARMAK İZİ:


Related Posts with Thumbnails


EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu EkleBunu RSS Ekle Butonu

başa dön

avatar

Deterjan Evliyası

7/4/2009, 12:57
Cuma Namazlarını Melek Mescit adı verilen bir yerde kılıyoruz.
Burası esasında son derece işlek bir kapalı çarşı.
Vakit gelip ezanlar okunmaya başlandığında, alışveriş kesilip yerlere halılar seriliyor ve çarşı bir anda mescit haline geliveriyor.
Geç kalanlar ise, çarşının dışındaki toptan gıda dükkanlarından büyükçe bir mukavva kutu aldıktan sonra, onları açıp namaza duruyorlar.
Son haftalardan birinde ben de aynı şeyi yapmak zorunda kalıyorum ve en yakındaki toptancıdan aldığım koliyi kullanıyorum, seccade niyetine. Kullanıyorum ama, daha secdeye ilk varışımda gözlerim biber gibi kavrulup sulanmaya başlıyor.
Bu arada yanmaya başlayan burnum da, yanaklarımdan süzülen yaşlara eşlik etmekten geri kalmıyor.
Selam verir vermez işi kavrayıp namaz kıldığım kutunun üzerindeki yazıyı okuyorum;ismi cismi duyulmamış bir deterjan kolisi bu.
Kutunun üzerine sinen deterjan kokusu, nefes borumun ne kadar uzun olduğunun bana tarif edercesine ciğerlerime ulaşırken nefesim darlanıyor, hapşıracak gibi olurken yüzüm şekliden şekile giriyor ve bu işi bir türlü beceremeyince oluk oluk yaşlar dökülüyor gözlerimden.
Hemen yanımda duran nur yüzlü bir ihtiyar sağımda oturan gençlere beni gösterip;
Bu adam mutlaka büyük bir evliyadır, diyor.
Ben bu yaşıma kadar namazda böyle ihlasla ağlayan bir insan daha görmedim.
Ben: "Estağfurullah efendim, evliyalık benim gibi bir günahkarın ne haddine" falan diyecek oluyorum ama,yaşlı adama dönüp ağzımım her açışımda, boğazımdan iniltiye benzeyen birhıçkırık sesi çıkıyor, o berbat deterjan kokusu yüzünden.
Hutbe'den sonra namazın farzının kılıp kaçmayı planlıyorum bu arada. Ama ne mümkün?
Arka saftakiler hemen namaza durdukları için ister istemez tamamlayacağım namazı.
Üstelik de on rekatlık mübarek, kıl kıl bitmiyor.
Daha yarısına gelmeden, üzerinde namaz kıldığım karton sırılsıklam oluyor göz yaşlarımdan.
Ve her secdeye varışımda burnuma değen kutunun kokusu, hıçkırıklara boğuyor beni.
Sekiz rekatı tamamlayıp selam verdiğimde, herkesin namazı falan bırakıp büyük bir hürmetle bana baktığını fark diyorum.
Acele ile iki rekat daha kılıp ayağa kalktığımda çevremdekilerde saygıyla fırlıyorlar ayağa.
Biri ayakkabılarımı giydirirken, diğeri de namaz kıldığım deterjan kutusunu yerden kaldırıyor ve sırtımım sıvazlayıp dua istiyorlar benden.
İçlerinden yeşil takkeli olanı, ellerime sarılarak:
Ben hayatta bir damla bile gözyaşı dökemedim, diyor.
Bunun bir hastalık olduğunun söylüyorlar ama, dua buyursanız da ben de o şerefe nail olsam.
Ben, işi uzatmayıp bir an önce kaçabilmek için "olur" der gibilerden başımım sallar sallamaz, adamın gözlerinin yaşardığını ve biraz sonra da bozuk çeşmeler gibi gözyaşı akıttığının görüp hayretler içinde kalıyorum.
Gerçekten de evliya mıyım nedir?
Adamla birlikte çevremi saran insanlar da kendilerinden geçmiş vaziyette. Mübarek evliya, diyorlar benim için.
Daha dua eder etmez, gözyaşı dökmeye başladı adam.
Ben, biraz olsun açılmaya başlayan gözlerimi zorlukla aralayıp ağlayan adama baktığımda, onun hemen tanıyorum.
Bu adam, üzerinde namaz kıldığım deterjan kutusunu yerden kaldıran adamın ta kendisi.
Mukaddes bir emanet gibi bağrına bastığı kutunun kokusu adamın şimdiye kadar akıtamadığı gözyaşlarının kökünden kurutacak.
Arada bir inleyerek hıçkırması, diğerlerini de ağlatmaya başlamış.
Tertemiz insanlar bunlar. Esasında gerçek evliya kendileri ama haberleri bile yok.
Tekrar ıslanmaya başlayan deterjan kutusunun adamdan kibarca aldıktan sonra, müritlerimle helallaşıp ayrılıyorum Melek Mescit'den.
Buraya en az birkaç ay uğramayacak ve ne yapıp ne edip izimi kaybettireceğim.
Ama yandaki toptancıda o kutular hala duruyorsa, daha bir çok "Deterjan Evliyası" çıkabilir ortalığa.


Cüneyd Süavi - Kırk Gram Tebessüm - Zafer Yayınları
Related Posts with Thumbnails


EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu EkleBunu RSS Ekle Butonu

başa dön

avatar

Deterjan Evliyası

7/4/2009, 12:57
Cuma Namazlarını Melek Mescit adı verilen bir yerde kılıyoruz.
Burası esasında son derece işlek bir kapalı çarşı.
Vakit gelip ezanlar okunmaya başlandığında, alışveriş kesilip yerlere halılar seriliyor ve çarşı bir anda mescit haline geliveriyor.
Geç kalanlar ise, çarşının dışındaki toptan gıda dükkanlarından büyükçe bir mukavva kutu aldıktan sonra, onları açıp namaza duruyorlar.
Son haftalardan birinde ben de aynı şeyi yapmak zorunda kalıyorum ve en yakındaki toptancıdan aldığım koliyi kullanıyorum, seccade niyetine. Kullanıyorum ama, daha secdeye ilk varışımda gözlerim biber gibi kavrulup sulanmaya başlıyor.
Bu arada yanmaya başlayan burnum da, yanaklarımdan süzülen yaşlara eşlik etmekten geri kalmıyor.
Selam verir vermez işi kavrayıp namaz kıldığım kutunun üzerindeki yazıyı okuyorum;ismi cismi duyulmamış bir deterjan kolisi bu.
Kutunun üzerine sinen deterjan kokusu, nefes borumun ne kadar uzun olduğunun bana tarif edercesine ciğerlerime ulaşırken nefesim darlanıyor, hapşıracak gibi olurken yüzüm şekliden şekile giriyor ve bu işi bir türlü beceremeyince oluk oluk yaşlar dökülüyor gözlerimden.
Hemen yanımda duran nur yüzlü bir ihtiyar sağımda oturan gençlere beni gösterip;
Bu adam mutlaka büyük bir evliyadır, diyor.
Ben bu yaşıma kadar namazda böyle ihlasla ağlayan bir insan daha görmedim.
Ben: "Estağfurullah efendim, evliyalık benim gibi bir günahkarın ne haddine" falan diyecek oluyorum ama,yaşlı adama dönüp ağzımım her açışımda, boğazımdan iniltiye benzeyen birhıçkırık sesi çıkıyor, o berbat deterjan kokusu yüzünden.
Hutbe'den sonra namazın farzının kılıp kaçmayı planlıyorum bu arada. Ama ne mümkün?
Arka saftakiler hemen namaza durdukları için ister istemez tamamlayacağım namazı.
Üstelik de on rekatlık mübarek, kıl kıl bitmiyor.
Daha yarısına gelmeden, üzerinde namaz kıldığım karton sırılsıklam oluyor göz yaşlarımdan.
Ve her secdeye varışımda burnuma değen kutunun kokusu, hıçkırıklara boğuyor beni.
Sekiz rekatı tamamlayıp selam verdiğimde, herkesin namazı falan bırakıp büyük bir hürmetle bana baktığını fark diyorum.
Acele ile iki rekat daha kılıp ayağa kalktığımda çevremdekilerde saygıyla fırlıyorlar ayağa.
Biri ayakkabılarımı giydirirken, diğeri de namaz kıldığım deterjan kutusunu yerden kaldırıyor ve sırtımım sıvazlayıp dua istiyorlar benden.
İçlerinden yeşil takkeli olanı, ellerime sarılarak:
Ben hayatta bir damla bile gözyaşı dökemedim, diyor.
Bunun bir hastalık olduğunun söylüyorlar ama, dua buyursanız da ben de o şerefe nail olsam.
Ben, işi uzatmayıp bir an önce kaçabilmek için "olur" der gibilerden başımım sallar sallamaz, adamın gözlerinin yaşardığını ve biraz sonra da bozuk çeşmeler gibi gözyaşı akıttığının görüp hayretler içinde kalıyorum.
Gerçekten de evliya mıyım nedir?
Adamla birlikte çevremi saran insanlar da kendilerinden geçmiş vaziyette. Mübarek evliya, diyorlar benim için.
Daha dua eder etmez, gözyaşı dökmeye başladı adam.
Ben, biraz olsun açılmaya başlayan gözlerimi zorlukla aralayıp ağlayan adama baktığımda, onun hemen tanıyorum.
Bu adam, üzerinde namaz kıldığım deterjan kutusunu yerden kaldıran adamın ta kendisi.
Mukaddes bir emanet gibi bağrına bastığı kutunun kokusu adamın şimdiye kadar akıtamadığı gözyaşlarının kökünden kurutacak.
Arada bir inleyerek hıçkırması, diğerlerini de ağlatmaya başlamış.
Tertemiz insanlar bunlar. Esasında gerçek evliya kendileri ama haberleri bile yok.
Tekrar ıslanmaya başlayan deterjan kutusunun adamdan kibarca aldıktan sonra, müritlerimle helallaşıp ayrılıyorum Melek Mescit'den.
Buraya en az birkaç ay uğramayacak ve ne yapıp ne edip izimi kaybettireceğim.
Ama yandaki toptancıda o kutular hala duruyorsa, daha bir çok "Deterjan Evliyası" çıkabilir ortalığa.


Cüneyd Süavi - Kırk Gram Tebessüm - Zafer Yayınları
Related Posts with Thumbnails


EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu EkleBunu RSS Ekle Butonu

başa dön

avatar

Azim,Sevgi,Evlat

17/3/2009, 13:14
Önce metni okuyun, ardından videoyu seyredin...

Oğlu babasına sorar :
- ''Babacığım benimle maraton koşmaya var mısın?''
Kalp sorunları olmasına karşın baba, yine de
- ''Evet, varım'' diye yanıtlar.
Ve bir maratonu birlikte tamamladılar. Baba oğul başka bir çok maratonu daha birlikte koştular.
Baba her seferinde oğlunun yeni bir yarış talebini kabul ediyordu.
Oğlu bir gün babasına;
- ''Baba, birlikte bir Ironman''a (Triathlon) koşmaya var mısın benimle?'' deyince baba bu kez de evet der
ve kabul eder.
(Bilmeyenlere için: Ironman dünyanın en zor triathlon yarışıdır ve üç dayanıklılık sınavından oluşur :
Denizde 3,86 km''lik yüzme, karada 180,2 km''lik bisiklet ve nihayet 42,195 km''lik bildiğimiz maraton.
Baba oğul bu zor yarışı biirlikte tamamladılar. Nasıl mı ?






Okudun,izledin yazacak bir şeyler bulabiliyorsan yorum olarak yaz,tabi yazabilirsen. Related Posts with Thumbnails


EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu EkleBunu RSS Ekle Butonu

başa dön

Add to Technorati Favorites My BlogCatalog BlogRank

Religion Business Directory - BTS Local Join My Community at MyBloglog! Blog Linkleri Link Dizini TopOfBlogs Blog Directory Art & Artist Blogs - BlogCatalog Blog Directory Bloglar Alemi Clicky Web Analytics Clicky Top Religion blogs blogarama - the blog directory
Toplist İslam
Site ekle (Vynet) islamiweb.net islami Siteler

islamiHit.com Dini100.Net

NurluYuz ListeNur.de - islami siteler listesi Ýsimdefteri - Siteni ekle bedava reklam


Powered by  MyPagerank.Net

Google bot last visit powered by Gbotvisit.com Yahoo bot last visit powered by  Bots Visit Msn bot last visit powered by  Bots Visit